zuxxi.com//sinema|geyiks

yoknickmick

İnternet Sarkaçları

Ben bunların yabancı olupta erkek arkadaşın var mı diye soranlarına gülerim en çok. Yok, gelecen mi Pakistan'dan?

Cep Telefonları

telefonun titreşimini açıp masanın üstünde yarıştıran insanlar gördüm.

Leblebi Tozu

Bi gün bi filmde mi görmüştüm ne (sanırım bi "uyuşturucu çekme" sahnesiydi) leblebi tozunu burnumdan kamışla çekmeye kalkmıştım. Çocukluk işte. Burnumun kanadığına mı yanayım, çektiğim acıya mı. Leblebi tozuna uzun bi süre dokunamadım.

Panda

ben zehir karışıyomuş diye duymuştum onu. annem yememi yasaklamıştı. ama ben gizli gizli çubuğun soldan sağa çevrilmesiyle kartonundan çıkan kırmızı şapkalı pandacığı hergün yerdim. bi şeyde olmadı görüldüğü üzre.

Anket Defterleri

"ıssız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız üç şey" sorusuna "bi erkek, bi erkek ve bi erkek daha" diye farklı bi boyut getiren arkadaşımı burdan saygıyla anıyorum.

Elektrik Kesintisi

Diyelim ki tv'nin karşısındasınızdır elektirik gidince, "e zaten bütün gün karşısında oturdumdu, hem ben o olmadan da eğlenebiliyom şu hayatta" mantığıyla sallamazsınız. İçgüdüleriniz sizi bilgisayarın ya da müziksetinin önüne götürdüğünde kavrarsınız acı gerçeği.

Telefon Fihristi

Diyelimki Raziye hanımın numarasını arıyoruz. Bakarız R'de yok. Dur soyadına bakalım deriz, açarız "Cavcavkaya"nın C'sini yok orda da yok. Ama mutlak olması lazım. Fenasi'ye bakarız, belki kocasını yazmışızdır. I-ıh. Kim temize geçti bu numaraları? Evin kızı. E o zaman Erol'a bakacaz haliyle (evin oğlu). Kim kimi ilgilendiriyosa paradoksu bu.

Sıdıka

Sıdıka'nın babası Zekeriya Amca ve Samim sarı-lacivert renklere gönülden bağlanmış kimselerdi.

Sıdıka

-Ay abi zaman zaman sen mi akıllısın yoksa akıllı bilet ak-bil'mi şüpheye düşüyorum. (nedense Samim'in teşekkür ettiği konuşması) -İçeride kaldığın sürede bir uygarlık kurulabilirdi abi (Samim'le tuvalet önü klasiği) -Hayat felsefesini elindeki kağıttan bakıp okuyan biriyle evleneceğimi düşünmüyorsunuz heralde (kendisini istemeye gelen ilk talibi hakkındaki görüşü) -Safiye:kız sen niye sabah sabah ütüyle kovaladın abini? Sıdıka:valla ben de bilmiyorum,bu sabah biraz sinirliyim (ilk muayyen günü) - Safiye:Zekeriyağ bu kız evden kaçıcak galiba. Bana bugün "uzayda hayat var mıdır" die sordu. Zekeriya:Saçmalama lan ne kaçması...daha altı yaşında Safiye:Ne biliyim işte ben de her ihtimale karşı gözü korksun die "yok" dedim. Sorarsa sen de öyle de (ilk yanlış bilgilendirme) -cık böyle olmayacak...Okuyup biran önce kendimi kurtarmam lazım...Bu evde yangın merdiveni bile yok (gece konuşması , gerçeği farkediş-yaş 8) yaa işte böyle...

Full House

Öncelikle Kanal D de yayımlanıyordu onu söyliiim. Evet yaa biz onun bi zamanlar (biz de bi zamanlar diyebiliyoruz bakın artık) yani 12-13 yaşlarındayken hastasıydık. Bunlar nerdeyse" bizimkiler" kadar uzun süren bir diziydi ki o ufacık çocuklar dizinin son bölümlerinde nerdeyse evlenme çağına gelmişlerdi (bkz. dicey). Gelelim Tenır ailesinin tiplerine.Ufaklıklardan Michael Tenır vardı. Oyunculuk kariyerine her hafta ikiz kız kardeşiyle yer değiştirerek bu dizide başlamıştı. Sonra büyüdüler bi alay filmde ikiz ikiz rol alarak bi anlamda köşeyi döndüler. Tipik çocuk halet-i ruhiyesiyle çoğu şeyi yanlış anlar, ya da bağırıp tepinirdi ama dizinin atmosferi içinde bir kere bile kendisine bağrıldığını , efendime söyliim bi tokat çarpıldığını görmedim. Sonra onun büyüğü Stefany vardı. "Steeef" diye çağırırlardı onu. Aslında o kadar da silik karakterli değildi. 100 metre öteden çıkık çenesiyle tanınabilirdi (harbiden çıkıktı). Büyüyünce sevgilileriyle o da baya bi gündem işgal etmişti. Onun büyüğü Dicey'se evin güzel ,aklı başında, hanım hanımcık kızıydı. Tabi onun da hataları, kusurları vardı ama olsundu. Dicey her zaman doğru yolu bulurdu. Benim anlamadığımsa küçükken tostoparlak böyle domates gibi bişiyken büyüyünce nasıl fıstık gibi olmuştu??? Neyse son olarak bir de bunların gerizekalı , uyuz ve aynı zamanda kıl arkadaşları Kim vardı ki bence konuşmaya bile değmez. Sonra Jess dayı vardı,o vardı bu vardı...Say say bitmez.

İlkokul

"beslenme saati" olurdu. kızlar çantalarını alıp peçeteyi itina ile serip tek bi tane kırıntı bile dökmeden yemeklerini yer ve ardından ellerini annelerinin hazırladığı sabunlu bezlere silerken oğlanlar çokopirensleri alelacele döke saça tıkınıp bisküvilerle şişmiş yanaklarıyla topun peşinden koştururdu. sanırım evlilikler hala bu farktan dolayı yürümemektedir.
  • Charlie'nin Melekleri - Charlie's Angels

    melekler üzerine hazırladığım tezi gurula sunarım...

    şimdi şöyle bişi. tamam bi kız olarak master alanım melekler diil. Hem cameron diaz güzel değil ama çok çekici. bu bir. erkek olsaydım peşindeydim yani. ama orda bi gülümseme sahnesi vardı. çinli meleğin aklıyla saçlarını savurup, gülümseyip adamın aklını alacaktı güya. ya ne wardı allaaşkına orda yaa. ben saçlarımı ondan daha güzel savuruyorum, hem saçlarım uzun. sırf bu yüzden peşime düşen biri olsa görürdüm yani. gelelim drew'e. drew sarışın, güzel dudaklı, dolgun görüslü bi afettir kabul. ama tombalaktır, yaw hiç mi dikkat etmedinis besili inek gibiydi. yani insan azcık zayıflar. herhalde çoğunuz onu sevdiğine göre türk erkeği aslında balıketi kadınlardan hoşlanıyor tezi doğrulanıyor. gelelim çinliye. çinde herhangi bi lokantada denizböcükleriyle aynı listeye girip , rahatlıkla yenilebilir olan bu kızın bi tek şeyini beğendim. şey sahnesini, şu üzerinde siyah deriler, elinde kırbaç olan sahnesini. etkileyici bakışları var bence. çinli deyip ezmeyizin yani. ama dikkat ettiyseniz drew & cameron hep görev icabı (!) erkeklerle fingirdeşirken, ne bilim işte direksiyon felan yalarken onu hep ayak işlerinde kullandılar ( onu bunu yerleştir felan). neyse benim meleklerle ilgili yorumlarım bunlar. sizde düşüncelerinizi bi kez daha gözden geçirin.
    Puan: 7
  • Balalayka - Balalayka

    TAMAMEN ARAK ....

    walla bence film tamamen Matrix'ten araklanmış. dövüş sahneleri, efektler filan. aynısının tıpkısı yani. ben balalaykayı tamamen özgün bi yapıt olarak bekliyodum, olmamış. bi de ihtiras, intikam, tutku, erotizm filmi felan diyolardı... 5 verdim ortalamayı düşürdüm, zaten cem davran'a da gıcık oluyorum.
    Puan: 5
  • Hemşo - Hemşo

    ...

    -allaam bu cuma sendeyim -..yani? -yani.. istek üzerine öldürme yapamiyrikh! bu kadar yane:) hatırlayanların yüzünde küçükte olsa bi tebessüm geçiyo di mi?
    Puan: 7
  • Komser Şekspir - Komser Şekspir

    düzeltme

    Ben bu filme ilk gittiğim de 10 vermiştim, şimdi ne var o kadar abartacak diyorum. İyiki şu düzeltme olayı var.
    Puan: 7
  • Yapay Zeka - A.I. Artificial Intelligence

    Geri Zeka

    Aslında bilim kurgu filmlerini severim, sever-dim. Spielberg'de her zaman ki gibi "aman bi başyapıt çıkarayım, aman kendimi de aşayım" deyip bilim kurgusunu kurmuş. Ama fazlacana "kurmuş". Yani olmaz böyle bi şey yaa... Sallayalım bi şeyler , bol bol efekt , biraz da duygusal sahne, biriki damla gözyaşı koyarız mis gibi de olur film demiş. E sorarım şimdi abi, tamam anladık yaptın filmi ama niye 3 saat yaa? Acaba Spielberg te dünyayı kasıp kavuran terör olaylarına bu filmi yaparak mı destek vermiş? Diyaloglar da da "mumy" ve " make me real boy" lafları dışında bi şey hatırlamıyorum. Ayrıca anne de ancak böyle kötü oynanırdı yani. Çocuk kalkmış gelmiş 2000 yıl sonra seni bulmuş, ben sarılmıycam bile çocuğa. Ya çocuğa ne demeli sen kalk anneni bul, sonra söyleyecek hiç bir şeyi yokmuş gibi kahve ister misin de. Sarıl şöyle, bağrına bassın annen seni. Zaten o çocukta 6.His filminden sonra "artık artistin kıralıyım" deyip kasmış ta kasmış kendini. Tripten tribe girmiş. Ha, ben yarısını bile yapamam o ayrı. Yine de destek veriyorum. Peki, tam film bitti tamam derken hüaaa yeni birşeylerin olmasına ne demeli? Hele uzaylıların gelme sahnesinen sonra biz bi koptuk , gülmekten yarıldık az daha sinemadan dışarı atılıyoduk. Aslında ne güzel fikirlerim vardı filme gelmeden önce ilk on dakkasında herşey ne kadar iyi gidiyordu... Size tavsiyem filme illa gidecekseniz et pazarı mevzusundan sonra çıkın ordan itibaren saçmalaşıyo iş. Ya da en iyisi o yakışıklı androidi de görün öyle çıkın. İlla duracam ben para verdim ,kalıcam diyosanız da bundan sonraki davranışlarınızdan kimse sorumlu değildir, bazı anormallikler ve sapıtmalar görülebilir. (not : filme verdiğim tek not o çok güzel manzaralar yüzünden, bi de araçlar süperdi.)
    Puan: 5
  • Komplo - The Score

    Ummadık taş baş yarar :)

    İzlemeyen okumasin

    Bizim bu filme giderken hiç şansımız yoktu. Bayram nedeniyle tüm tersaneler işgal edilmiş ve tüm biletler bilfiil bitmişti. Yani anlayacağınız biz filmi değil , film bizi seçti.Elimizde zaman geçiririz diyerekten aldığımız kutular dolusu patlak mısırmız ve biz çaresizce sinema salonuna doğru yürüdük...ilk beş dakika korkuçtu. Hele benim gibi Fransız ve İtalyan sinemasını sevenler için ( hani şu yarım saatte bir bir tane diyalog geçen ve çoğu kişi tarafından öyk böyk diyerekten tarif edilen). Adam almış bişeyler eline onu takıyo ,bunu çıkarıyo. Sonra bi baktım yavaş yavaş ısınmaya başlamışım filme. Beni ilk bağlayan Jack'ın süper gerizekalı taklidiydi :) Nası yapıyosa artık onu. Sonra nedense Robert DeNiro'yu bazı sahnelerde şu şaşıfelekçıkmazındaki psikiyatriste benzettim ya da şöyle diim ferhunde hanımlardaki tamer'e ( ad bilmemekte ne zormuş). Sonra gittikçe tempo yükselmeye başladı. Film ilerledikçe adamların ellerindeki aletlere hayran hayran bakıp durdum :) Bu arada özellikle şu odasında her tarafı tesissat yapmış manyak genci pek bi beğendim. Tam tipim. Zaten bilgisayar hastalığım herkes arasında bilindiği için kuzenim de kulağıma keşke Türk olsaydı sana alırdık dedi :) Neyse, sonuçta her anını zevkle izledim.Biliyorum senaryo hiç özgün değil, olacaklarsa pek bir açıktı ama olsun. Her an kim ölecek diye beklemek güzel şey. Bu arada hani şu Nick'in Jack'a telefonda "think what you got,think what you got" deyip çantanın içindeki kalası ima etmesi ve Jack'in çantayı açıp dünyasının kayması sırasında bütün salon aynı anda aynı malum el hareketini yaptı :))) Çok iiydi yaaa :)
    Puan: 7