zuxxi.com//sinema|geyiks

witchie

Şeker Kız

Şeker Kız'ın bi dönem kız çocukları üzerinde bıraktığı etki yıllar sonra bi anda böyle açığa çıkabilmektedir ve aslında hepimizin içinde Tery'sini bekleyen bi Candy yaşamaktadır, böyle işte.

Amerikan Traşı ve Tavuk Götü

Ben ve benim gibi modayı daha o yaşlardan yakinen takip eden kız çocukları da amerikan traşından nasiplerini almışlardı. Ama biz olaya kızsal bi boyut kazandırarak ensede uzun bi kuyruk bırakılması, yeri geldiğinde o kuyruğun örülüp bi boncuk yardımıyla süslenmesi yolunu seçmiştik, sonra erkekler de kuyruk bıraktılar. Sonra hep birlikte bırakılmaması gerektiğini anladık. Utanç yılları!

Booker

hıı,Richard Greico'ydu o adamın gerçek adı, dizide çok karizmaydı ööle motorun üstünde falan ama sonraları üçüncü sınıf aksiyon filmleri çevirdi hep, en son bi de Sinbad filminde başrol oynadı, öyle altında şalvar, başında tüylü şapkalar falan maymun gibi görünce adamı kopmuştum ben diziden.

Uçan Kaz

Bizim veletlik dönemlerimizde Uçan Kaz diye izlediğimiz o çizgi film aslında Nils Holgerson'un Serüvenleri adlı nobel ödüllü bi eserden uyarlamaymış, Selma Langerlöf diye bi ablamız yazmış bunu, geçen sene kitabı okudum, çizgi filminden daha güzeldi. Ukalalığımı da yaptım, gidiyom artık.

Electronic Junior Set

Bu setlerle yalan makinesi yapılırdı güya. Biz talimatlara göre ortaya tuhaf bişey çıkardıydık, ama deneme kısmına gelince hepimiz acaip tırsmıştık, ya şimdi bana çok tehlikeli bi soru sorarlarsa da, yalan söylemek zorunda kalırsam da alet bas bas bağırmaya başlarsa diye. Denemeden geri bozmuştuk, çocuktuk işte, salaktık.

Dempsey & Makepeace

Bu da bi nevi Mavi Ay'dı işte. Dempsey ve Makepeace birbirlerine kesikti ama karizmadan ödün vermez, kasarlardı. Dempsey İngiltere'ye pek uyum sağlıyamamış, kuralları sallamayan bi polis olarak her bölümde bi şekilde başını belaya sokar, Makepeace de istemem yan cebime triplerinde onun peşinden gider, en sonunda ikisi de şeflerinden fırça yerlerdi.

Çalıkuşu

Feride'nin her bölümde başka bi anadolu kasabasında geçen maceraları, Kamuran'a olan sado-mazoşist aşkı, savaş yıllarında ataerkil bi toplumda tek başına bi kadın olarak mücadele etmesi falan acaip etkilerdi beni. Her gittiği kasabada birileri buna aşık olur, o kimseye yüz vermez, hatta saftır biraz olayı anlamaz bile, uğrunda ölürler kızın, çarpışırlar, birbirlerini yer adamlar ama feridecik yine de o bölümün sonunda tek başına ayrılırdı o kasabadan, kimseye eyvallahı yoktu. Ben günlük tutmaya başlamıştım ona özenip. Kamuran'ı Kenan Kalav oynardı, hoş adamdı o dönemler, Ferideyi kıskanırdım için için. Bi de Munise vardı, küçük, masum köylü kızıydı, soora büyüdü tabi, şimdi TV dizilerinde evli kadın rollerine falan çıkıyo. Ve o müzik... Hala duyduğumda içim bi tuhaf olur, ne kadar hüzünlü bi müziği vardı di mi Çalıkuşu'nun?

Emanuelle

13-14 yaşlarımdaydım, ingilizceyi yeni öğrendiğimiz dönemler. hocamız herkese bi ecnebi mektup arkadaşı buluyodu, bana da emanuelle diye bi kız denk gelmişti fransa'dan. bikaç kez mektuplaştık, aslında çok da kendi halinde, terbiyeli bi kızcağızdı ama bi gün babam dünyanın bi ucuna ingilizce laf yetiştiren kızıyla gurur duyup "adı neymiş bakıyım benim kızımın arkadaşının" diye sordu. cevabı duyduktan sonra babamı bikaç kez elinde sözlük emanuelle'den gelen mektupları karıştırıken yakaladım ama o dönemler film sektöründeki ününü hiç duymamıştım bu ismin, bi anlam veremedim. sonradan annem söylediydi bana, babam "ben hiç tutmadım bu mektup arkadaşını, o isimde sağlam kız olmaz, ne yazdığını da anlamıyoz bizim kıza, arkadaşlıklarını kesseler iyi olcak" falan demiş. elin fransız kızının günahını aldıydı adam bu emanuelle serileri yüzünden iyi mi!

Bizden Size Kim Düşer

bikere karşı tarafa adam yollıycak olan takım bağırırdı öyle "bizden size kim düşeeer" diye. diğer takım da o takımın en cılız, çelimsiz elemanının ismini bağırırdı. çelimsiz eleman gerilip koşar, genelde iki kolun arasında parende ve ters takla atarak karizmayı zedeler ve artık o karşı takımın bi üyesi haline gelirdi. ama olur da kolları birbirinden ayırabilirse, o zaman o takımın en güçlü oyuncusunu seçip onu da beraberinde kendi takımına götürürdü.

Evimiz Hollywood'da

Orjinal ismi Beverly Hills 80... şeklinde devam eden bi dizi rakamdı. Yeniyetmelik dönemlerimiz için acaip zengin bi idol potansiyeli barındırıyodu, benim idolüm şahsen Brandon'dı, sevimli, temiz, efendiden bi çocuktu. Steve vardı dizinin maymunuydu, bi de Dillon vardı galiba, ukala bi tip olarak. Kızları ben anlatmıyım, karşı cinsten ayrıntılı tasvirler gelicektir eminim bu konuda. Dizide esas kadroya giren, hatta bikaç bölümcük esas kadroya teğet geçen elemanlar bile acaip güzel ya da yakışıklılardı, bi giydiklerini bi daha giymezlerdi, hergün okula diil de partiye giderlerdi sanki koştura koştura, hayatlarında hergün yeni bi macera, aksiyon olurdu, biz de ekrana yapışıp izlerdik. Sonra ertesi gün lacivert üniformaları kuşanıp tek aksiyonu bahçede yapılan su savaşları olan liselerimize gittiğimizde bi müddet gerçek hayata uyum zorluğu yaşardık tabii.

Bu Dünyanın Dışından

Zamanı durdurabilme fantezilerimin kaynağıydı. Sarışın bi kız vardı, babası uzaylı, bi doğumgününde buna zamanı durdurabilme yeteneğini hediye ediyodu, kız da sonraki bölümlerde habire zamanı durduyodu. O zamanlar küçüktüm, en çok sınavlar ya da sözlüler esnasında zamanı durdurmasına biterdim, şimdi büyüdüm; öyle bi yeteneğim olsa zaten benim sınavla sözlüyle işim ne aabi diye düşünüyom kendi kendime.

Küçük Ev

Bu dizi kaç sene sürdü merak ederim, çünkü önceleri esas adam Charles Ingles'dı, yani ailenin babası, tabi bi de sarışın, fedakar anne vardı. Laura, Mary falan evin neşesi, ufak çocuk rollerindeydiler. Sonra büyüdü bunlar, Mary kör olup, yine kör başka bi adamla evlendi, sonra Laura da evlenip öğretmen oldu. Bu arada Charles Ingles, başka bi kasabaya taşınıyoz biz artık hanımla diyip diziden ayrılmıştı. Uzun lafın kısası dizideki ufaklıkların büyüyüp başrolleri devraldıklarını ilk o dizide gördüydük, sonra Yalan Rüzgarı, Cesur ve Güzel şeklinde günümüze kadar devam etti işte.

Gırgır

Daha İlkokuldaydım, yaşım itibarıyle siyasi-sosyal-ekonomik esprilierinin çoğunu anlayamadığım halde bu derginin nedense müptelası olmuştum; yaşıtlarım babalarına 'akşam eve gelirken çukulata getirseneea' diye yırtınırken ben akşama gırgır sipariş ederdim babama. Sebebi de orta sayfalarında, şu an kimin yazıp çizdiğini hatırlayamadığım (Galip Tekin olabilir mi acaba?) o tuhaf öykü dizileriydi. Komik diildi bunlar, kara mizah, dram, bilimkurgu, korku karışımı bişeylerdi, kendilerine has bi felsefeleri vardı. O yaşta bi çocuk Tom-Jerry izlemesi gerekirken bunlardan ne anlardı, ne zevk alırdı??? oluyodu ama işte, ben de bi parçası oluveriyodum o hikayelerin. Hele 'Küçük Kara Delik' diye bi öykü vardı, bi çocukla odasındaki bi delikten geceleri çıkıp gelen bi yaratığın garip dostluğu..Sonu acıklı mı bitmişti bilmiyom ama ben bittiğinde yine de ağlamıştım. Son bi şey, 'küçük Kara Delik' olmasaydı bile, Atilla Atalay'ı mizah dünyasına kazandırdığı için zaten ben yine minnettar olurdum sevgili Gırgır Dergisi'ne..
  • Karanlıkta Dans - Dancer in the Dark

    yalnız gidin

    allak bullak edici, sinir yıpratıcı, depresyona sokucu.. ben ki milletin salya sümük olduğu filmlerde karşılarına geçip dalga geçen, klasik kızsal tepkileri vermeyen ve hatta ya kızım ne ağlıyonuz ayıptır, gerçek diil bunlar, etmeyin diye nutuk çeken, duygusuz bi insanım bu film kendime olan tüm güvenimi sarstı. tanrımm ben de mi sinemadadan kırmızı gözlerle çıkan o kitleye dahil olacaktım bi gün böyle!! iyki yalnız gitmiştim, siz de ööle yapın karizmadan ödün vermek istemiyosanız. Güzel miydi bilmiyom, böyle bol acılı, kahramanı sonuna kadar ve sapına kadar, saflık derecesinde iyi olan filmlerden nefret ederim. gel görki björkten yani Selma'dan nefret edemedim ne kadar uğraştımsa, çünkü film kahramanı diil gibiydi sanki, ya da ben ve sinemadaki herkes de bianda onunla birlikte film kahramanı olmuş gibiydik sanki. Bi de film başlarken ekrandaki iki üç dakkalık karartı, filme girmeden önceki uyarıları okumayan bikaç teyzenin arkaya doğru "bozuk bu film evlaadım, makinisti uyarsanıza" şeklinde tepki vermesine yol açtı. Burda ota boka 10 verenlere uyuz oluyom ama ben bu filme 10 vermezsem gözüm açık gider, isteyen uyuz olsun napıyım.
    Puan: 10