Çayhane

The Teahouse of the August Moon

1956

Ortalama Puanı: 5.0

Öykü

Dünyayı kendine benzetmeye çalışan -eh, kısmen de başaran- Amerika, II. Dünya Savaşı ertesinde Yüzbaşı Fisby'i halka demokrasi öğretmesi için Okinawa'nın Tobiki kasabasına gönderir. Japonlarla iletişim kurabilmesi için ise Japon bir tercüman olan Sakini yüzbaşının yardımına koşar. Yapılacak en ivedi iş bir okul inşa etmektir. Fakat toplum farklı, kültür farklı. Adamlar çay içmek istiyor, alfabeyi öğrenmek istemiyor ki... Firsby yumuşakbaşlı bir yüzbaşı olunca "Çayhane isterük!" diye tutturan Japonlarla başa çıkması pek kolay olmaz. Sakini de olabildiğince nüktedar bir tercüman olunca işler iyiden iyiye zorlaşır.

Notlar:

  • Vern J. Sneider'ın romanından uyarlanmış oyun olmuş. Pulitzer Ödülü kazanmış. Büyümüş de sinemaya uyarlanmış.

İzleyenler ne demiş?

  • hadi realist bir yazı yazıyım

    ah bütün filmler böyle olsa, hem eylendirse hem de mesajını verse. ah tüm aktörler marlon brando'ya benzese. ah tüm halklar ne istediklerini bilse ve bunun için bişeyler yapsa. ve bütün dünya buna inansa, bir inansa... keşke bunun gibi inanılmaz filmleri aile bütçemize gülle gibi bir darbe yedirmeden her istediğimiz zaman izleme fırsatımız olsa. kamille cumhur kawga etmese artık barışsa. marlon brando benim amcam, dayım falan olsa arada bir telefon açıp "marlon amca nassn yaa?? diyip dewamında da geçen gün paris'te son tango'yu izledim iyi oynamışsın aferim!" diyebilsem. sakıp sabancı "gayrimüslim olmasına rağmen üzeyir garih türkiye için çok iyi şeyler yaptı" diyemese. ben de mahalledeki çayevi'ne (kıraathane) girdiğimde insanlar sıcakkanlı olsa, "tipe bak hıyardaki!" diyeceklerine "hoşgeldin delikanlı gel bi çayımızı iç" deseler. bi kerecik de olsa taksiye bindiğimde "şoföre yawşaklık yapmassam adam beni keser" gibi duygulara kapılmasam. keşke güvenliğimizden sorumlu bir polisin bir kadına laf attığını hiç duymasam keşke sağır olsam. şöyle bi an için gözlerimi kapatsam, apayrı bir uygarlığa ışınlansam "tobiki" kasabası gibi güzel olsa orası. bunların hepsini unutsam. ne hastalık olsa ne de silah. çocukların okula gidip "kalk! otur!" gibi emirler alıp boyunlarına "yaka" takmak zorunda kalmadıkları bir yer olsa mesela. kimse kimseyle uğraşmasa, kimse kimseye karışmasa ve orda öyle bir teknoloji olsaki benim yapabileceğim en kötü şey bile sadece bana zarar verse. işte böyle bir mekan görsem gözlerimi kapatınca emin olunuzki gözlerimi hiç açmam bi daha. hani diyorum fena olmazdı. ben şimdi marlon dayı yerine nihat dayımı ariyim, belki o anlar durumumu.
    Puan: 10